YüRüYeN KeLiMeLeR

27/5/2008

Yeşil Yol...

 

 

Bitti bitiyor.Zaman öyle bir kemirgen ki stoklarda bile bırakmıyor.Dönüp bakacağım bir gün var mı hala tortu diye.Dibine kadar sıyrılmış bir tencere gibi olacak anılar.Sıyırırken iyi ama bittiğinde belli belirsiz kalan yiyecek kalıntıları...Kırıntısını gördüğünde bütünü hatırlayacaksın ama eskisi gibi olmayacak, ne kadar iyi aşçı da olsan onun gibi olmayacak.Mutfağı bilmen, iyi sofra hazırlaman zamanı geri getirmeyecek.Hazır ol diyor bana duvarda asılı olan saatler, sayfa halindeki takvimler ve kendi odasında oturan, misafir kabul etmeyen zaman.Hepsi uzantısı yaşamın.Bilmeden, sadece göz kararıyla öyle güzel pişirmişim ki yemeği belki de bundandı tadının eşsiz oluşu.Hesapsız kitapsız koyulan her şey yepyeni tadlar yarattı.Önlük bile takmadım, üstümün batmasından korkmadım.Batarsa batsın…saçılsın her yere kimin umurunda! Ben ateşin kavurduğu suya bakarım.O yanarken, kendi alevindeyken dökülen terleri huzurla izlerim.Kokusu yayılır bir süre sonra ve engel olamazsın kendine.Teslimiyet en gerekli olandır o an için.Ansızın bırakırsın kendini ve anlamsız bir tebessüm ilişir dudağının yanı başına.Gülmekle gülmemek arası leziz bir şeydir ortada kalması hislerin.Ne olduğunu ne bittiğini anlamama durumu bilmekten daha zevklidir.Bilinmeyen her şey gizem yaratır tıpkı hayatımın yeni bir dönemine girerken neler olacağını bilmediğim gibi.Şeytan dürter ya kurcalarsın, o kadar kayıtsızım ki biliyorum mutlu olacağım şekilde düzenliyor yolumu hayat.O kadar derinden hissediyorum ki…farkındayım hayır’ların sebeplerinin.Dilime fırsat tanımadan dediğim evet’lerin.Nasıl ki uzaktan geçen uçağı görürsün ama o farkında olmaz ya senin, aynen öyleyim.Kendimle olan uyumum uyku tadında.Güneş yaksın yağmur ıslatsın artık zaman hissederek yaşama zamanı.Bana olanın adına ne denir bilmiyorum, bilsem de neye yarar kanımda dolaşıyor nasılsa.İsimlerden uzak anlamlara yakınım.Teslimiyet….al götür beni.İlk defa o klasiklerde okuduğum kadar yakınım talihime.Acı yok, kahkahalarla da gülmüyorum ama her neyse benim hissettiğim kuş tüyü gibi hafif hafif dokunuyor tenime.Ressamın çizdiği resmime bakarken gördüğüm kız bıraktı kayığı küreği.O kız artık akıntının ta kendisi.Tüm zamanların en farkında halindeyim.Farkındayım bitişe geldiğimin.Yemek de güzeldi ve tadı yerleşti zihnime.Artık başka bir başlangıca geçme zamanı.Anlamadan geldiğim bu şehri anlayarak terk ediyorum, yine de keyifli miydi, evet! Mühim olan buydu ve gerisini sorgulamıyorum.Bana kalanlar cebimde ve elimdeki tek biletle her yere gidiyorum.Kuru bir veda değil bu, istesek de böyle ayrılamayız.Birbirimize söyleyecek pek bir şeyimiz olmasa bile benim içimden geçenin onun da aklından geçtiğini biliyorum.Gitme dese de ben niyetlendim gitmeye ve aynı yola devam etmektense yepyeni yolların yolcusu olmayı tercih ediyorum.Bu yol benim yolum ve biliyorum gitmek mutluluk getirecek.Yine de şehir iyi bak kendine, sen de yenile kendini gelenlerle ve yol ver gidenlere.Bakarsın yine karşılaşırız…şimdilik Hoşçakal.

 

 

9/4/2008

Koş bir de sen bak...

 

(gecenin bir vakti düştüler satırlara, düzeltme isteği duymadım.yaşarken de olduğu kadarıyla var'ız, olmadığı kadarıyla yok'uz.kalemime takılanlar bunlar ve onlar böyle durmaktan hoşnutlar.en azından bazıları geldikleri gibi dursunlar, değiştirme çabası duymayalım istedim ve işte buradalar...)

 

Koş bir de sen bak…

 

Ben zamanı öyle bir yaşadım ki, zamanla yaşadım.Yaş geçeli zaman da geçti ama ağır ama yavaş.Çabuk unuttum bazı şeyleri, bazı şeylerse hiç geçmedi.Bazen ben istemedim bazen de ben istedim onlar gitmediler.Yani zamanı zamlı tarife yaşadım.Zaman hızlı geçer derler ya hep, benim de başım döndü zaman zaman.Öyle ki oturup kaldığım da oldu.Denizi gökyüzüne karıştırıp anlamsızca bakmalarımdan tut, düz yolda düşmelerime kadar …o kadar yani.

 

Mutlu muyum dersen evet mutluyum.Bir an bile duraksamadan söyledim çünkü durmalar yakışmıyor insana.Mutluyum, nerden anladın dersen yazamıyorum bu aralar.Yazmak, yürüme sebebim benim.Ancak 23 numara giyersem rahatım.Yaşım kadar yürüdüm hatta fazlasını ve yazdım bir bir.Okuma yazma bilmek yeterdi çoğu zaman ama okumak zordur hele ki ulaşamıyorsa tali yollara.Herkes ana yoldan gitmek istediği için kimse varamıyor gitmek istediği yere.Ben ara yolları sevdim hep.Ara yollar ana karakterleri çıkarır karşına.Çünkü onlar ana yolları defalarca gidip gelmişlerdir ve bilirler ki ana yolların sonu bellidir.Onlar ki gidip geldikleri yollara benzemişlerdir zamanla.

 

Bazılarının yol öykülerini dinledim.Kiminde yol korkusu kiminde son korkusu vardı.Hep var-dı bir şeyler geç kalmak için, tedarikli olsan bile ulaşamamak için.İnsan neden bildiği yolda ilerlemekten korkar, bunu sordum kendime…Hayat neden onların gözlerindeki tülü her rüzgarda uçuşturmayı sever ve neden o insanlar hep renk körü ve hep yeşil yanarken kırmızıyı bekler?

Yanıp yanıp sönüyorlar, ikide bir duruyorlar…

 

23 numara ayakkabım seneye sıkacak ayağımı biliyorum…

biz her sene kavga ederiz

bilirim ben her sene büyürüm

bilirim ki yediğim içtiğim yapmaz bunu

yürüdüğüm kadar büyürüm

ve ayakkabım aşınır

ve gün gelir sığmaz olurum içine

ayakkabım bir yatağın altında bekler tekrar 23 numara olmayı

ben hep 1 eklerken üstüme

o hep aynı kalır

belki de bundan severim onu hep

hatırlattığı için mi, beni beklediği ya da zamanı umursamadığı için mi

bilmem…hiç bilmem…

o hayata hep çiftiyle devam eder

bense çifte sürerim arabamı

ben 23 numara

ben ayakkabısına rağmen usanmayan 23 numaralı kösele

hayata şöyle bir bakındım

tanıdık var mı diye….

Koş bir de sen bak

Ne kaldı senden geriye???

 

Begüm

 

***Bu yazıya www.yuruyenkelimeler.blogspot.com adresinden de ulaşabilirsiniz.

28/3/2008

Pervane

 

"Sen parla ben döneyim aşkının etrafında, bir yanıp bir söneyim alacakaranlıkta…"

 

-der bir şarkıda.Nasıl bir şeydir acaba pervane olup dönmek, naz yapar gibi bir yanıp bir sönmek.İnsan bir kişiyi dünyanın merkezi sanabilir ve kendini buna inandırabilir mi? Aşk etrafında dönülecek bir şey midir? Bir turunu kaç günde tamamlar.Ne zaman dünyaya yaklaşıp uzaklaşır, gelgite neden olur mu?Pervane yolunu nasıl bulur, bulduysa bile ateşe kapılmadan yoluna nasıl devam eder? Bunlar pervanenin derdi tabii, biz sadece düşünce kalıpları olarak pervaneye yardımcı olmaya çalışıyoruz.Pervane duy sesimizi…

 

-Eyy pervane, neresidir gittiğin?

Uzak bir ilçedir…

-Adı yok mudur?

Vardır da söylemezler

-Nasıl gidilir

Düz gidilir,yol bitince bilinir

-Eyy pervane aç mısın tok musun?

Yokum…

-Kaç zamandır seferdesin?

Epey ilerdeyim

-Eyyy pervane doğru cevap verecek misin?

Eğri miyim ki doğrulayım

-Kimdir yolun ucundaki?

Diğer bir yoldur….

 

-der pervane dış sese…o da kulağını tıkamak ister ama bastıramaz dış sesi.Demek ki pervane de kararsızdır, demek ki pervane de düşüncelidir etrafında yanıp söndüğü aşk için.Belki de umuttur alacakaranlıktaki tek ışık.Yani belki de pervane dönmeyi, yanıp yanıp sönmeyi seviyordur, kim bilir? Pervaneyi alıp da karşımıza oturtamayacağımıza göre dış sese kulak vereceğiz.O da susmalı…susturulmalı ama almış işte arkasına bir güç konuşup konuşup duruyor.Adı üstünde dış ses.Hep içimizin artıklarından beslenen kısık ses.Dinlersek nice olur halimiz.Pervane yoluna devam etti, dış ses içine saklandı ama dışlanmaya mahkum kaldı.Dış ses yine oyuna alınmadı, pervanenin eteğine sarıldı.Her sesin mahkum olduğu gibi, ses de uçup gitti.

Yine elde var pervane ve bir avuç yol…

 

Begüm

28/3/2008

Ezginin Günlüğü...

 

Tarih: 21 Mart 2008

Yer: Hayal-Eskişehir

Tarifsiz keyifli bir geceydi.Sahne, ışıklar, müzik...hepsi birleşince ortaya hepimizi anlatan bir şeyler çıktı.Şey diyorum çünkü içinde benim de tanımlayamadığım pek çok duygu var.Kalabalık halinde gittiğimiz halde kendimi o kadar yalın o kadar arınmış hissetmiştim ki etkisi epey sürdü.

Sigaramın dumanı,Mutlu aşkvardır,İstanbul,Ebruli,Sardunya,Gemi ve daha nicesi...

Hepsi evet evet hepsi beni o gece mest etmeye yetti.Tek kişi bile olsam o konsere gidecektim ama sevdiğim ve o şarkılara anlam katan dostlarla dinlemek geceye ayrı bir önem kazandırdı.Mezun olacaktım ve geçmişe fırsat tanımadan güzel olan, güzel olabilecek birçok şeyi hafızama kazımalıydım ve öyle de oldu.

Ezginin Günlüğü deyince aklıma değil de dilimin ucuna ve kalbin kenarına naif sözler geliyor.Kıyıya vuran, ordaki bir balıkçı tarafından farkedilmeyi ve kurtarılmayı bekleyen, dile gelmek isteyen cümleler geçiyor içimden.Bir şehre, bir zamana, bir duyguya, bir fikre, bir aşka, umuda ait olmak gibi kulağımda yer eden şarkılar.Pek çoğu da o an yaşadığım duyguyu hissettirmeyi, açık açık söylettirmeyi başarmıştır bana.Rahatlıkla söyleyebilirim ki çıkarken hepimizin dilinde bir şarkı kendimizi tekrarlıyorduk.İhtiyacımız olan neyse dilimizdeki şarkı o'ydu ve onların hepsini birinci ağızdan dinlemek ruhu yeniliyordu.Ruh bile rahatlamış olacak ki gerçek dünyaya bir süre dönemedi:)) Belki de gerçek dünya, "an"ı hissettiğim; bunu başarabildiğim anlardan ibaretti.Bunu anlamak, yani an'ın hakkını vererek yaşamış olmanın huzuru bile ertesi günü kurtarmıştı.Bu demek oluyordu ki: 24 saattim, 1440 dakikam bol oksijenli ve hayatla barışık geçecekti.

İnsan hayatında bir gün demek ömür demek ve hepimiz farkında olarak ya da olmayarak yıllardır "o" tek gün için yaşıyoruz.Bir gün bir ömür demekse, yaşamayı seçmek verilecek en onurluca karar olacaktır.Yaşamak ama haybeden değil...şarkılardaki gibi esaslı, zaman zaman ütopik gözükse ve dönerek sarhoş olan dünya bize farklı gerçekleri dayatsa bile onlar kadar canlı yaşamak... Kendi gerçekliğimi yaşıyorum genel gerçeklik içinde.Gerçek sandığımız şeyler ya bir sanrıysa-şarkılar ne kadar gerçek o da tartışılır ama eminim ki şarkılar daha hissedilir elle tutulup gözle görülemese bile, insanın içinde sayısız kuşu uçurtmaya yeter-.Ya da soruyu bir de tersten soralım: Yaşadığımız dünya tamamiyle gerçekse, bundan şüphe bile duymayacak kadar eminsek bu kesinlik bizi mutlu etmeye yeter mi?Yani gerçeklik dediğimiz şeyin ölçüsü, sınırı nedir?Eğer bir sınır varsa ben bunun neresindeyim? "Gerçekten" düşünmek bile istemiyorum çünkü düşünce fazla düşünüldüğü taktirde insanı boğan bir alışkanlık.Karınca kararınca düşündüysen eğer çok da deşmeye gerek yok.Bizim de ömrümüz kelebek ömrü gibi sadece "bir" gün.Sadece algıladığımız zaman farklı.Algının farklı olması denkliği, denklemi bozar mı sizce? Hiç sanmıyorum...Onlar en azından ipekböceği olabiliyor, ya biz? Bu gerçek sandığımız dünya bizleri neye dönüştürüyor? Daha acımasız, daha bencil, daha anlayışsız, tahammülsüz ve mutsuz topluluklara doğru yol alıyoruz, yolumuz açık olsun bakalım...Bize bambaşka bir gerçeklik gerek ama nerde ve nasıl?

Bir konser anlatımından nerelere geldim...Tek bildiğim o gecenin tamamiyle gerçek olduğu:))

 

Begüm...

19/3/2008

Mavi kuş, her daim sarhoş...

 

Farkettim ki ben Bülent Ortaçgil çalarken daha rahat yazıyorum, hep denk gelecek değil ya bir de baktım o da bu işin içinde (: Yazının başına tam oturmuştum ki birden "mavi kuş" çalsın diye mırıldandım ve listeden onu seçiverdim.Gizli bir uçma isteğim mi var bilinmez ama kendimi yeterince ele veriyor gibiyim. 

 

mavi kus
her daim sarhos

                     

Hafif hafif vuruyor yüzüme melodi, hani terlersin de arkandan esen rüzgar terini alıp götürürken bir ferahlık çöker ya…aynen öyle.

 

Şu sıralar kanatlarımı keşfetmekle meşgulüm.Artık iyiden iyiye biliyorum uçabileceğimi.Üstelik inanıyorum da…Sanırım ayağımı yerden kesmem yetecek.

 

zararsız küçük yalanlar gibi
yağmurdan kaçanlar gibi
bütün vapurları kaçıranlar gibi
gel hiç üzülme

 

Bana da hayat bu dizeleri fısıldıyor sanki.Her şekilde yine hayata dönüyorum.Bazen sırılsıklam, bazen yana yakıla, bazen çaresiz…bir şekilde geliyorum.Sağ olsun şimdiye kadar hiç geri çevirmedi beni.Ben mavi kuş, konuyorum hep penceresinin önüne.

 

Artık konacak dal kalmadı, çiçek kokusu yok olalı çok oldu sokaklarda.Hatırlıyorum, eskiden, en azından ben ilkokuldayken çiçek kokardı sokaklar, ne bileyim arı sokardı en azından, eskiden arı vardı hatırlar mısınız?Eskiden olan pek çok şey gibi arı da vardı.Yine tek tük görülüyor tıpkı aşk gibi, umut gibi…işte tek tük ve …

 

Ben de kıdemli ama uçmamış, uçamamış bir kuş olarak ancak tanıyabiliyorum dalları, balkonları, gökyüzünü.

 

saksağanın şakası sandılar
muhabbet kuşları ve papağanlar
belki de arkadaşındırlar
kargalar gibi karaladılar
kırlangıçlar ve serçeler
bize biraz yalan söylediler
çok saftık

 

Saftık…ya da saf-tık.Hep taraf tuttuk.Maçlara gittik, küfürler ettik.Kavga ettik hep bir kenara çekildik, bir adam/kadın sevdik onun tarafına geçtik.Neler neler ettik…Küçükken bile topu olmayanla oynamadık, bebeği yoksa evciliğe almadık.Hep saftık değil mi, kim kandırdı bizi?

 

mavi kuş sanki bir düş
kaşla göz arasında
geceyle gündüz ortasında

 

Mavi kuş gerçekle hayal arası bir ada.Bir nefeslik canı var tıpkı sigarada kalan son nefes gibi.İçindeki dumanı üflemek ister insan, tıpkı kanatları varken uçmak istemesi gibi.Yarın belki bir tüy düşer omzuma, mavi kuşun tüyü.Belki de şeytan tüyü olur…hayat sevdirir kendini bir şekilde.Hele ki karşısındaki sarhoş bir mavi kuşsa.Yol iz bilmezse ve ısrarla gökyüzüne uçmak isterse.Mavi kuş bir hoş, biraz mayhoş, biraz sarhoş…

 

Begüm

 

8/3/2008

Mektubunuz Var...

 

Hep ben mi geleceği bekleyeceğim...nedenmiş ...bu sefer de o beklesin mektubumu. Kendilerini hafifçe eleştirdim ama insanın sevdiğine geçermiş nazı ya o hesap benimki. Elimde kalem yazdıkça yazdım ve işte sonuçlar...

 

Gece, melek ve bizim çocuklar
Kahramanlar
Kır kahvesi
Hayal diyarı

Bu dört başlık şu anda yazmakta olduğum yazının satır arası güçleri. Yazmak güçlendiriyor yazmak seni sana seni bana anlatıyor. Yazacaklarımı sen oku istedim, hani bazen söylenecek çok şeyin olur ama yıllanmış şarap tadındaki dostlarına bile anlatmak zor gelir ya, hani tarafsız bir bölge olur ve keşfedilemez bir türlü ama seversin o bölgeyi ve kaçarsın zaman zaman işte sanırım kaçıp geldim bölgeme. Bu akşam çizginin bu tarafına geçip karşıdan gördüklerimi yazmak istiyorum.

Kahramanız hepimiz, sıradışı yeteneklerimiz yok belki ama kimbilir henüz keşfedilmemiş neler var içimizde. Hayat kurtarıyor ya da olanı mahvediyoruz. Hepimiz birbirimize bağlıyız, kan bağı , göbekbağı değil belki ama bağ işte...ister ayakbağı de ister üzüm bağı ama bağlıyor ya sanırım bu da yetiyor. Bazen olan bitene anlam veremiyoruz oysa her şey kendi zamanında yerine oturuyor. Gelecekte anlayabileceğimiz bir olay bugün şekilleniyor yani aslında gelecek de bugünde saklı. Özetle hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için...

Şu anda yazarken kır kahvesine oturmuş da çayımı yudumluyor gibiyim. Sanki gözlerimi kapasam arkamda bahar dekoru ve yüzümde meltem olacakmış gibi geliyor. Hayatı bir kez daha masaya yatırdık ya keyif verdi sanırım:) Yaşam da hep kır kahvesi tadında olsa, dumanı tütse anıların ve tekrar tekrar yaşasak. İdeal dünya nasıl olmalıydı acaba?

Hayaller, hayaller, hayaller...Parmak izi gibi. Aynı şeyleri dilesek bile aynısı olmuyor. "İnsanın değeri aradığı şeydedir" der ya Mevlana, bu hayatta neler arıyor umuyoruz. Neler içimizi acıtıyor?Sağlık ve huzur mutlaka var ama bir şey olmalı bizi duraksatan, içimizde yer eden. Defalaraca yendik, yenildik. Tam teşekküllü savaşçılar olduk. Kulplar bulduk, kulbumuza dar geldik. Şairin dediği gibi sevgileri yarınlara bıraktık, kimi zaman acele edip bugünlere taşıdık. Biz yüreğe sevgi koyduk ama insanlara getiremedik, orta yol bulamadık. Üzdük, üzüldük; sevdik, sevdiğimizi sandık, sevildik. Güçsüz kaldık ve inanmadık kurduğumuz hayallere. Oyuncak gibi kırdık hislerimizi. Yeni oyuncaklar istedik oysa eskisi kırık dökükken bilemedik oyunun tadı olmayacağını. Öyle ya da böyle oynadık. Bizce adildik belki, yine de içimizdeki dalgalara kapıldık çoğu zaman. Ne kadar su yuttuk bilinmez ama yine aynı deniz bizi kıyıya bırakan. Bir şekilde yüzmeyi öğrenmiş olmalıyız...

Bu dünyanın çocukları haylaz da olsa hala dünyayı ittirebilecek güce sahipler. Güzel bir şeyler olmalı bizi bağlayan bu dünyaya, kan bağı değil belki ama yürekten gelen. İşte adı her neyse...

 

Çalakalem...

 

gecenin şapkasından

güneş çıkarır insanlar

ilüzyon bozulur gün aydınlanınca

göz açıp kapayıncaya kadar

kaybolur anılar

 

dehlizde bir çark

dişlisinde ömürler

bir ömür karşılığı bir ömür versek de

yetmiyor nefesler geleceği saklı tutmaya

 

her siyahta beyaz bir karanfil

suya düşse mürekkep olur

beyaz sayfada güneş tutulur

kara kalem beyaz bir gül omzunda

koklasak dilimizde karanlık laflar

acı kahve misali

gülün kokusu tesellisi sözlerinin

 

hayaller hayaller hayaller...

sonsuz vaadlerle uzatmalı ümitler

zararlı satışlarda zararlı alıcılarız

umut tacirleri umut zincirleri

kaç umut tükettik bir halka olabilmek için

 

düşünce düşünceyi götürür

satamadan getirir

fikir adamıyız ya hepimiz

fikreder,zikreder dururuz

 

dehlizde bir çark

dişlisinde umutlar

bir umut karşılığı bin olasılık

olası sonuçlara olası yanıtlar verdik

 

her siyahta bir beyaz saklı

beyazın aklı siyahta kaldı

 

her siyah gölgesi beyazın

her beyaz avcısı karanlığın

 

                                       Begüm

21/2/2008

Gibilerden bir gibi...

 

Sondan başa sayar gibi rakamları

Onlar hanesinden birlere geçer gibi

Seksek oynayıp yanlışlıkla basmak gibi…

Gibilerden biri…

 

9,8,7…

geçmişe dönüş gibi

1’e gittiğimizde

yeniden doğmuş gibi

 

Gibilerden bir gibi…

Senin gibi benim gibi…

Günlerden bir gün

Yaz gibi kış gibi

 

1,2,3…

tekrar dönmek gibi

eski bir şarkıyı yeniden duymak gibi

10’a geldiğimde

Ona dönmek gibi

 

Gibilerden bir gibi beğen kendine…

Bizim gibiler için bir sayı tut içinden

1 gibi ya da On gibi…

 

Begüm

9/2/2008

Değirmenlere Karşı...

 

“ve sen,ben değirmenlere karşı

 bile bile birer yitik savaşçı...”

 

Şarkımı mırıldanırken alıp çıkardım seni tarhinden.Güncelledim bıraktığımız yerden itibaren.Zaman bunamışken ve geçmişi bugüne taşıyorken şarkının tam da ortasına bıraktım seni...çık çıkabilirsen içinden.Bilmem kaçıncı kez çalıyorken seni defalarca kaydediyorum...Hani Galileo gibi kiliseye diklenip "Aşk Yuvarlaktır" desem ciddiye alıp açık denizlere yol alan olur mu?Ya da acaba halkın önünde ateşe mi verilirim.Kazın ayağı zamanın kuyruğuna basmışken ve hadi canım sen de desem adamın birine ve o adam dese bana “sana ne”,şaşırır mıyım acaba?Basınç farkı olmasaydı ve rüzgarlar kendi memleketine taşınsaydı değirmenim döner miydi,ufalar mıydı zaman öfkemi.İyi niyet puan aldıysa seksek oynarken ve mahallenin en delikanlısı yakar topta alırsa bir canımı ve fasülyeden bile saymazsa hayat kazancımı,banka faize koyar mı yaptıklarımı?Peki ya derse gişe memuru borcunuz var ve benim cebimde metelik bile olmasa bulaşık yıkamayla kurtulur muyum düşerken aldığım yara berelerden.Kalbimi küçülttürmeye gitsem esTRİCKçiye hafifler miyim kuş gibi...hava sıcak,zeytinyağlı sevmek lazım...çarpmasın kızartma aşklar.Kısık ateşte pişir hisleri aman ha dikkat et yanmasın.Şimdi de hararet bastı hızlı yemekten,7'den sonra sevilmez fazla.Süt içmedim dilim yandı halbuki;tekrar içsem bastırır mı ki?Baktım vakit geç olmuş,kaset döndürüyor kendini,güneşe veriyor sırtını anılar yansın diye...Ben mırıldanırken tarihte adı geçmeyen bir kahramanın adını,belgeselini yaptım çok ufak bir olayın...

                                                                                              Begüm.

 

 

 

Not: Yukarıda alıntı yapılan şarkı sözü Bülent Ortaçgil’in “Değirmenler” adlı şarkısındandır.

 

8/2/2008

Delinin Akıllısı...

Kategori: tezatlar

Akıllı ya da safın tekiyim…hem ne fark eder aşk mantığın kaçış planı değil mi,yani herkes hayatında en az 1 kez deli.Delinin biri olma ihtimalim yüksek,en azından normal olduğumu iddia etmiyorum.Yani her an her şeyden cayabilirim.Sırf bunun için bile delebilirim deliliğin dibini.Kafamda görünmez bir huni taşıyorum yani şaşırmayın melek filan değilim sadece deliyim.Huni taşıyorum zihnime yüklenenlerden ötürü.Dolma ihtimali yok benim aklımın ne de olsa boş değil mi?Çeşmeyi aç huniye de gerek yok,depo yaptır hatta hani sular filan kesilirse aman kafan köpüklü kalmasın.Boşver ne de olsa ben durulanmak için epey geç kaldım…Kuru ve gür kahkahalar atarım nazik kulaklar için.Güldüm mü baktırırım çünkü anlamsızın anlayanı çok olur dostlar…Şöyle dön bi bak kim bu 32 diş meraklısı deli?Bak bak çekinme…Dişçi değilim korkma,ben olsa olsa dilimi çekerim.Bak hem burnuma kadar değdirebiliyorum da.Marifetim bu,peki nerde alkışlar???Bu da mı yok hayatın repertuarında?Oysa ben orkestramla hiç prova yapmadım hem nezleyim sesim de kötü ama kasetim çok satıyor!!Mazur gör beni seyirci…Bir deliyse eğer muhatap olduğun,çok sorgulama aklından geçeni.Kaldırım olmuştur onun zihni,yürü ve geç sakın ha takılma.İşportacısı,boyacısı,biletçisi sahipleniverir seni sahipsiz sanar.Burdan çık doğru ait olduğun mekana.Hem ne var tekrar gelecek,iki geldin diye para da almıyoruz ama bi dahakine ekstraya girer bilesin.Gülüp nasılsa deli diyip geçeceksen efendi gibi otur karşımıza,sökül paraları.Deliler de para kullanıyor unutma…Unutma ey akıllı…unutma bir gün o kaldırım taşlarının kendi zihnine örüleceğini.Defolu delilik artık her yerde aldanıp kanma.Giyersen bir gün normal sandığın o gömleği delilik işler çiğerlerine ve gömlek gömüldüğün bir dolap olur bir anda.Aman ha çarşıda pazarda dikkat…dikkat akıllı kardeşim…karşında durup bakana aldanma;gözler de yalana alışmış,baksana fıldır fıldır ortada…Akıllının delisi olur mu deme…olur olur akıllının türlüsü çok gider akşam yemeklerinde…akıllıdan kaç çeşit yemek çıkar bilir misin…sen yine de akıllı ol sadece akıllı…delinin akıllısı bunu yapmayı öğrendi artık…

                                      Begüm

« Önceki — Sonraki »